Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, hayatıma anlam veren mucizem ol
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüregim sana armağan
Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına
Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları
Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış; aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını.
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki:Ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş..
Ateşin yüreğini sadece su, suyun yüreğini Sadece ateş alır olmuş.
(Can Yücel)
12
Ocak
2012
Okudugum bi yazıyı paylaşma gereksinimi duydum ve bir TÜRK olarak geçmişimizle tekrar grur duydum. Her ne kadar şuan onlara layık olamasakta. İşte o olay:
Birkaç yıl önce Süleymaniye Cami’sinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalması üzerine en yetkin mimar ve mühendislerden oluşan bir ekip, camiinin bütün yükünü taşıyan kemerleri incelemeye aldı.
Kemerlerin içinde gizli bir bölme ekibin dikkatini çekti.
6
Ocak
2012
Sanırım 3-4 gün önceydi gökten boşalır gibi yağan o yağmur. Bu kadar çok yağış alan bir il olmasına rağmen alt yapısı bu kadar bozuk olan başka bir il yoktur herhalde. Muğla Üniversitesinin icinde aşırı yağan yağmurun oluşturduğu birikimden geçmek için öğrencilerin kendi imkanları ile yaptığı yol bana podyumları hatırlattı.
Resmi büyültmek için resme tıklayabilirsiniz